Bir markada aranacak en önemli özellik, bir
işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayırt etme özelliğidir.
Tanınmış marka kavramı; dünyada ilk kez sınaî mülkiyet haklarının korunması konusundaki ilk uluslar arası sözleşme olan Paris Sözleşmesi
ile, ülkemizde ise 1995 yılında gündeme gelmiştir.
Tanınmış markalar,
toplumda ulaştıkları tanınmışlık nedeniyle, marka taklitçilerine karşı daha kapsamlı bir koruma elde ederler. Ayrıntılı olarak bakılırsa; tescilli bir markanın aynısı
ya da benzeri farklı bir mal ve hizmet grubunda tescil edilebilirken, tanınmış bir markanın aynısı ya da benzeri bir marka, farklı bir sektörde faaliyet gösterse dahi
tescil edilemez. Örneğin “beymen” markasını ya da onu çağrıştıracak bir markayı, bir başkası sadece tekstil ürünleri için değil elektronik, kozmetik,
gıda... vb. farklı ürünler için de tescil ettiremez.
Tanınmış
marka başvurusuyla birlikte başvuru sahipleri birçok hakka sahip olur.
1.Bir kurumun markasının tanınmış marka olması önemli bir prestij
sebebidir.
2.Tanınmış markanın aynısının ya da benzerinin başka sınıfta tescil edilmesi söz konusu olamaz. Marka sahibinin böyle bir marka başvurusuna
itirazda bulunmasına gerek kalmadan, Türk Patent Enstitüsü resen tanınmış markanın aynısı ya da benzeri olan bir markayı reddeder.
3.Tanınmış marka
sahiplerinin herhangi bir davada marka haklarına tecavüz iddiasını ispat edebilmeleri, markalarına taklit girişiminde bulunan bir kimsenin kötü niyetini kanıtlamaları
daha kolaydır.
4.Tanınmış marka sahiplerinin taklit marka sahibine karşı açacakları bir davada tazminat davasında uğradıkları zararlarının büyüklüğünü
kanıtlamaları alelade marka hakkı sahiplerine göre daha kolaydır.
Marka hakkı sahiplerinin iki yolla tanınmış marka statüsünü kazanabilmeleri mümkündür. Bu durum ya Türk Patent
Enstitüsüne yapılacak "tanınmışlığın tespitine yönelik´ başvuru ile ya da yürüyen bir dava içinde markanın tanınmışlığının tespitinin istenmesi şeklinde
sağlanabilmektedir.